Güncel Yargı Kararları

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Şikayet Ve Başvurma Hakkının Anayasa İle Tanınan Haklardan Olduğuna, Şikayet Ve Başvurma Nedeni İle Zarara Uğrayan Kişi Yararına Tazminata Hükmedilmesi İçin, Bu Hakkın Kötüye Kullanıldığının Tespiti Gerektiğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Anayasanın 36 ve 74. Maddelerinde Düzenlenen Şikayet Ve İhbar Hakkının, Hakkın Kullanılması Nedeniyle Hukuka Uygunluk Hali Olduğuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Davacının Maddenin Yürürlüğe Girdiği Tarihte Sözleşmeli Personel Olarak Çalışması Gerektiğine, İstihdam Edilmiş Olsa Bile Çalışmaya Başlamadığından Davacının Kadrolu Memur Statüsüne Geçirilme Talebinin Reddi Gerektiğine İlişkin Danıştay Kararı

Devamını oku...
 

Tarım Bağ Kur Sigortalılığının Tespitinde; Sigortalılık İradesini Ortaya Koyacak Başvuru Prim Ödemesi, Ürün Satışı veya Prim Tevkifatı Bulunup Bulunmadığının ve Diğer Araştırmaların Yapılması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı

Devamını oku...
 
Bütün Kararlar

TAPU KAYITLARININ TUTULMASINDA DEVLETİN SORUMLULUĞU

 

Tapu sicili, Türk Medeni Kanunu’nun 7. maddesinde düzenlenen, içeriğinin doğruluğu karine olarak kabul edilen resmi sicillerden biridir. Tapu kütüğü kayıtlarının yanlışlığı kanıtlansa bile, üçüncü kişilerin bunlara dayanarak kazandıkları ayni haklar korunduğu gibi TMK’nın 1023. maddesi, hak sahiplerinin tapu kütüğünün kanun ve nizamnameye aykırı tutulmasından doğabilecek zararlarından devleti sorumlu tutmuş, TMK 1007. madde ile de tapu sicilinin mevzuata uygun tutulması devletin garantisi altına alınmıştır.

 

Tapu sicilinin yolsuz tutulmasından meydana gelen zararlardan devletin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluktur. TMK 1007. madde açıkça “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” demektedir.

 

Yapılan tapu sicili işleminin hukuka aykırılığının tayininde sadece Medeni Kanunun tapu siciline ilişkin hükümleri ve Tapu Sicil Nizamnamesi hükümleri değil 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun ve 2644 Sayılı Tapu Kanunu’nun tapu sicilinin tutulmasıyla ilgili hükümleri ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin belirttiği gibi hukukun genel kurallarının ihlal edilmiş olması da bu hususta belirleyici olmaktadır.

 

TMK’nın 1007. maddesinde de tazmini öngörülen zarar maddi zararlardır. Ancak doktrinde bir kısım yazarların kabul ettiği görüşe göre TMK 24. madde ve TBK 49. maddede düzenlenen manevi tazminat için kusur koşulu 3444 Sayılı Kanun ile kaldırıldığından, TMK’nın 1007. maddesinde olduğu gibi kusursuz sorumluluk hallerinde de artık manevi zararların tazmininin talep edilebilmesinin mümkün olduğunu belirtilmektedir.

 

TMK’nın 794. maddesi gereğince hazinenin sorumluluğu bir haksız fiil sorumluluğu olarak kabul edildiğinden zararın miktarının tespitinde Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümlerinin TMK 5. madde delaletiyle dikkate alınması gerekmektedir.

 

Zararın varlığını ve miktarını davacının kanıtlaması icap etmektedir. Borçlar Hukukunda genellikle kabul edilen fark kuramına göre zarar, zarar görenin haksız fiilden önceki malvarlığının durumu ile, haksız fiilden sonraki, haksız fiil olmasa idi olabileceği durumu arasındaki farktır.

 

Bir diğer önemli husus ise kadastro faaliyetleri sırasındaki işlemlerden dolayı devletin TMK’nın 1007. maddesine göre sorumlu olmayacağıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre; bunların tapu sicilinin tutulması ile ilgisi yoktur. Bunların düzeltilmesi yolu yasalarda özel olarak gösterilmiştir. Hazinenin TMK’nın 1007. maddesine göre sorumluluğunun yolsuz tapu kayıt işlemlerinden doğan zararla sınırlı olduğu, ayrı kanun hükümlerine göre yapılan kadastro işlemlerinden doğan zararları kapsamadığı kabul edilmektedir. Ancak kadastro tespitleri sonucunun tapuya yanlış geçirilmesi bir tapu sicil işlemi olduğundan, bundan doğacak zararlardan devletin sorumlu olması gerekecektir.

 

Tapu kaydı oluşturulması mümkün olmayan, orman arazisi, mera, yayla, kışlak niteliğinde araziler için kadastro yoluyla oluşacak yolsuz tapu kayıtları için de devletin sorumlu olması gerekmektedir. Bu tür tapu kayıtlarının bir geçerliliği olamayacağından Kadastro Kanunu’nun 12. maddesi hükmüne bakılmaksızın her zaman iptali mümkündür. Ancak bu kayıtların doğruluğuna güvenip bu arazileri satın almış kişiler, TMK’nın 1023. maddesi kapsamında korunamayacağı için bu kişilerin uğrayacakları zararların TMK’nın 1007. maddesine göre tazmini yoluna başvurulacaktır.

 

Ormanların özel mülkiyete konu olamayacağı, özel mülk olarak devir edilemeyeceği Anayasanın 169. maddesi gereğidir. Bu bakımdan bir orman arazisi hakkında, Hazine lehine de olsa özel mülk olarak tapu kaydı çıkarılması, konu itibari ile hukuka aykırı, yolsuz bir tapu sicil işlemidir. Tapu sicil kayıtlarının doğruluğu karinedir (TMK md. 7,992 ve 1023). Bu sebeple bu karineye güvenenlerin iktisapları korunmalı, eğer korunamıyorsa uğradıkları zararlar Hazinece tazmin edilmelidir.

 

Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlar için açılacak davalar adli yargıda görülmektedir. Yetkili mahkemeler ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemeleridir.

 

Gerek devletin gerekse tapu memurlarının sorumluluğu bir haksız fiil sorumluluğu olduğundan uyuşmazlıklarda TBK’da düzenlenen zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda geçerli olan 10 yıllık zamanaşımı sürenin başlangıcı, yanlış tapu kayıt işleminin yapıldığı tarih değil, zararın vuku bulduğu andır.

 
free poker