Güncel Yargı Kararları

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Şikayet Ve Başvurma Hakkının Anayasa İle Tanınan Haklardan Olduğuna, Şikayet Ve Başvurma Nedeni İle Zarara Uğrayan Kişi Yararına Tazminata Hükmedilmesi İçin, Bu Hakkın Kötüye Kullanıldığının Tespiti Gerektiğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Anayasanın 36 ve 74. Maddelerinde Düzenlenen Şikayet Ve İhbar Hakkının, Hakkın Kullanılması Nedeniyle Hukuka Uygunluk Hali Olduğuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Davacının Maddenin Yürürlüğe Girdiği Tarihte Sözleşmeli Personel Olarak Çalışması Gerektiğine, İstihdam Edilmiş Olsa Bile Çalışmaya Başlamadığından Davacının Kadrolu Memur Statüsüne Geçirilme Talebinin Reddi Gerektiğine İlişkin Danıştay Kararı

Devamını oku...
 

Tarım Bağ Kur Sigortalılığının Tespitinde; Sigortalılık İradesini Ortaya Koyacak Başvuru Prim Ödemesi, Ürün Satışı veya Prim Tevkifatı Bulunup Bulunmadığının ve Diğer Araştırmaların Yapılması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı

Devamını oku...
 
Bütün Kararlar

FAYDASIZ SAHTECİLİK VE ALDATMA KABİLİYETİ

 

FAYDASIZ SAHTECİLİK (FAYDASIZ SAHTEKARLIK, LÜZUMSUZ SAHTEKARLIK)

 

Herhangi bir sahteliğe başvurmaksızın elde edilebilen bir sonucun, sahtekarlıkta bulunmak suretiyle elde edilmesi halinde faydasız sahtecilik (faydasız sahtekarlık, lüzumsuz sahtekarlık) mevcuttur[1]. Faydasız sahtecilikte, sahtecilik eylemi yapılmadan da gerçekleştirilebilecek bir sonuç, bilgisizlik ya da gerekli olduğuna inanılarak sahtecilik suçu işlenmek suretiyle elde edilmek istenmektedir[2]. Faydasız sahtecilikte, evrakta sahtekârlık suçlarının genel ve ortak unsuru olan zarar veya zarar ihtimali yoktur. Dolayısıyla gerek 765 sayılı gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca gereksiz sahtecilikte suç kastı ne kadar kötü olursa olsun fail başlı başına cezalandırılmamaktadır[3]; nitekim belirli menfaatlere zarar veremeyen veya bunları tehlikeye koyamayan sahtelikler de hukuki yönden önemsizdir ve bu nedenle cezalandırılmazlar[4].O halde sanığın böyle bir fiili işlemesine gerek olmadığı, bir çıkar sağlamayacağı, dolayısıyla faydasız sahtekarlık olduğu ileri sürülen hallerde olaysal değerlendirme yapılmalıdır[5].

 

Faydasız Sahteciliğe İlişkin Yargıtay Kararları Şöyledir;

 

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 4.12.2006 tarih ve 5483/9832 sayılı kararında “Sanık İ.G.’in vekil tayin edildiği 24 Şubat 1998 gün 1546 yevmiye no’lu vekâletnamedeki yetkilerin sonradan ilave edildiği iddia olunan yetkileri de içermesi nedeniyle, sahteciliği gereksiz olarak yapıldığı anlaşılmakla sonucu itibarıyla doğru bulunan mahkemenin kabul ve takdirinde (beraat) bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır. ” denilmektedir [6].

 

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 27.12.1990 tarih ve 1990/8619 Esas,1990/10498 Karar sayılı kararında; “Medeni Kanundan doğan velayet hakkını kaybetmeden veli sıfatıyla çocuğunun okulunu kendi adıyla değiştirmesi mümkün bulunan sanığın, karısının adını kullanarak yaptığı müracaatın gereksiz ve icapsız bir işlem olması karşısında sahtecilik suçunun unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verilmesi” denilmektedir.

 

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 1.10.2007 tarih ve 10153/6132 sayılı kararında; “sanığın alacaklı olduğu Adem Aslan isimli şahsın borçlusu Ak Hacegan Spor Malzemeleri Ayakkabıcılık İnşaat Gıda Sanayi İthalat- İhracat ve Dahili Ticaret Limited Şirketi olan alacağından dolayı Zeytinburnu 2. İcra Müdürlüğü’nün 1997/6906 esası ile adı geçen şirket hakkında icra takibinde bulunarak şirket adına kayıtlı 34 GST 59 plakalı araç üzerine haciz koydurduğu, bu haczin 17.12.1999 tarihine kadar yenilenmesine karar verilmesinden sonra 17.10.2000 tarihinde alacağın temliki yoluyla devir alan sanığın bir yıllık haciz yineleme hakkını kaybetmemek ve kayden haczin devamını sağlamak için suça konu 17.12.1999 tarihli belge üzerinde tahrifat yaparak 15.11.2000 tarihli hale getirip Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne vermek şeklinde gerçekleşen eyleminin; dosyada mevcut icra dosyası içerisinde alacağını temlik eden Adem Aslan’ın suça konu mahcuz malın 28.09.2000 tarihinde satışını istediği, bu satış işlemi için 28.09.2000 tarih ve 788 sayılı tahsilat makbuzu ile avans yatırması nedeniyle faydasız sahtecilik olduğu ve yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığını kabul eden mahkemenin kabulunde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede bozma isteyen düşünceye itibar edilmemiştir.” denilmektedir.

 

Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 12.11.1987 tarih ve 6859/9431 sayılı kararında; “sanıkların müşteki öğretmen C.O. hakkındaki kaymakamlık makamına verdikleri şikayet dilekçesine kendi isim ve imzalarını koyduktan sonra başka şahısların da adlarını yazarak imzalamaktan ibaret eylemlerinde sonradan ilave edilen isim ve imzalar olmadan da dilekçe üzerinde yasal işlem yapılması olanaklı olduğuna göre sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.” denilmektedir.

 

Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 11.7.1963 tarih ve 3988/ 3992 sayılı kararında, Emekli Sandığı tarafından emeklilere verilen çeklerde “ Umum Müdürlük damgası üzerine sabit kalemle imza edilmesi ve matbu olan vezneye hitaben yazılan (ödeyiniz) yazısı altına da salahiyettar memur yerine sabit kalemle paraf yapıldığı müşahede edilmiş olmasına göre, bilirkişi marifetiyle çekler üzerinde inceleme yaptırılarak, sanık tarafından yazılan yazı ve atılan imzanın çeke resmi evrak vasfını verecek mahiyette bulunup bulunmadığı, yani paraf ve damga üzerindeki imza olmadan çekin ödenmesinin mümkün olup olmadığı hususlarının tahkik ve tespit olunmasını” gerekli görmüştür.[7]

 

 

ALDATMA KABİLİYETİ (İĞFAL KABİLİYETİ, ALDATMA GÜCÜ, ALDATMA YETENEĞİ)

 

Aldatma Kabiliyeti Kavramı;

 

Aldatma, aldatmak fiilinin isim halini oluşturmaktadır. Aldatmak sözlükte; beklenmedik bir davranışla yanıltmak, karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak, bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek gibi anlamlarda kullanılmaktadır.[8] Aldatma kabiliyetiyle ise yapılan sahteciliğin üçüncü kişileri kandırıcı nitelikte olması ifade edilmek istenmiştir.[9]

 

765 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Aldatma Kabiliyeti;

 

765 Sayılı Türk Ceza Kanunu metninde aldatma kabiliyeti kavramı yer almamakla birlikte doktrin ve yargı kararlarında belgede sahtecilik suçunun oluşumu bakımından aranmaktaydı.

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ise 204. maddenin gerekçesinde; “sahtelikten söz edebilmek için düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi aldatıcı nitelikte olması gerekir. Başka bir deyişle, sahteliğin beş duyuyla anlaşılabilir olmaması gerekir. Özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmek gerekir.” denilerek aldatma kabiliyeti kavramına yer verilmiştir.

 

Aldatma Kabiliyetinin Ayrı Bir Unsur Olup Olmadığı Tartışması;

 

Aldatma kabiliyetinin belgede sahtecilik suçları bakımından ortak bir unsur olup olmadığı doktrinde tartışma konusu olmuştur. Bazı yazarlar tarafından bu husus ayrı bir unsur olarak gösterilmiştir.[10] Bazı yazarlara göre ise aldatma kabiliyeti zarar imkanı içerisinde değerlendirilmelidir. Belgede sahtecilik suçlarında korunan hukuki yarar kamu güveni olduğu için sahte belge düzenleme, değiştirme fiili, belirsiz sayıda kimseleri aldatabilecek nitelikte ve güçte olmalıdır.[11] Buna göre başkalarına zarar verme gücü bulunmayan bir fiil suç olarak kabul edilemez. Bu sebeple sahtecilikte zarar verme yeteneği bulunmalıdır. Aldatma kabiliyetinin bulunmaması halinde zarar verme gücü söz konusu olmayacağından zararsız sahtecilik de cezalandırılmayacaktır.[12]

 

Bir takım yazarlara göre ise; failin bu durumda cezalandırılmamasının sebebi, aldatma yeteneğine dayalı suç unsurunun yokluğu olmayıp, ortada vasıtanın kesin imkansızlığından kaynaklanan işlenemez suç halinin bulunmasıdır.[13] Nitekim Yargıtay 6. Ceza Dairesi 1985 tarihli bir içtihadında; “Zararın doğması için aldatma olgusunun hukuken korunan güveni sarsacak oran ve düzeyde olması gerekir. Sahtecilik ilk bakışta anlaşılabilir ve kuşku uyandırabilecek nitelikte ise aldatma gücünü yitireceğinden ve suçun hukuki konusu olan kamu güveni sarsılmayacağından zarar da doğmayacak ve hareket sahtecilik cürmünü oluşturmaya elverişli bulunmayacaktır.” diyerek aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının objektif ölçütlere göre belirlenmesi gerektiği vurgulamıştır.[14]

 

Aldatma Yeteneğinin Tespiti;

 

Doktrin ve Yargıtay kararlarında tartışmalı olan hususlardan bir diğeri aldatma yeteneğinin tespitidir. Bir kısım hukukçulara göre aldatma yeteneğinin tespitinde objektif kriter esas alınmalıdır.[15] Bir başka anlatımla sahtecilik herkes tarafından anlaşılamıyorsa aldatma gücünün var olduğu kabul edilebilecektir. Sahtecilik ilk bakışta herkes tarafından anlaşılabiliyorsa iğfal kabiliyeti yoktur.

 

Nitekim Yargıtay da çeşitli kararlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının objektif ölçütlere göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.5.1989 tarih ve 6-144/200 sayılı kararında; “ Suça konu senetle ilgili ekspertiz raporunda senetteki 450.000 rakamlarının sol başına farklı bir kalemle ( 15 ) rakamları eklenip alacak miktarının yazı ile doldurulduğu, yapılan tahrifatın ilk bakışta kolaylıkla fark edilebileceği cihetle, iğfal kabiliyetini haiz olmadığının açıklanmasına ve mahkemece senet üzerinde yapılan incelemede de rapordaki bulgular saptanıp aynı sonuca ulaşıldığına göre, üzerinde tahrifat yapıldığı ilk bakışta fark edilen senette aldatma gücü objektif ölçütlere göre yoktur.” denilmek suretiyle ifade edilmiştir.

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 01.4.2003 tarih ve 6-12 /76 sayılı kararında ise “Mahkemece resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğeler incelenmeli, belgenin niteliği ve nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı saptanmalıdır.” diyerek aldatma gücünün objektif olarak tespit edilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.

 

Sahtecilik suçlarında aldatma yeteneği belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiğinden muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfale dayalı olarak işlem yapmaları aldatma yeteneğinin varlığını göstermez.[16] Yerleşmiş yargısal kararlar da bu yöndedir.[17]

 

Belgenin sunulduğu makam, sahte olduğunu ilk bakışta anlayamamış olsa bile, bu husus normal kontroller sırasında fark edilebiliyorsa belgenin aldatma yeteneğinin bulunmadığı diğer bir anlatımla sahte belge sayılamayacağı kabul edilmelidir.[18]

 

Aldatma yeteneğinin tespiti için belgenin fiziki nitelikleri, içeriği ve içeriğindeki şekil ve üslup dikkate alınmalıdır. Belgenin fiziki niteliklerinin ve içeriğinin gerçeğine uygun olmaması durumunda hukuki sonuç doğurmayacağından sahtecilik fiilinden söz edilemeyecektir[19]. Yargıtay 6. Ceza Dairesi 24.9.1986 tarihli kararında “sahte olarak düzenlenen raporların gerek şekil, gerek tıbbi üslup ve terimler yönünden sahicileri ile mukayese edilerek iğfal kabiliyetinin varlığı saptanmadan” hüküm kurulması bozma sebebi kabul ederek bu hususu vurgulamıştır.

 

Aldatma yeteneği ilk başta anlaşılabilecek nitelikte ise bunun öncelikle yargıç tarafından tayin ve takdiri, aksi halde bilirkişiye başvurarak saptanması gerekir. Nitekim 6. Ceza Dairesi 20.3.2006 gün ve 5889/2785 sayılı kararında “sahtecilik suçlarının asıl ve öncelikli bilirkişisi hakim olup, somut olaya göre kandırıcılık yeteneğini takdirin de yalnızca hakime ait bulunduğu gözetilerek; suça konu ortasından kırık ve üzerindeki fotoğraf kendine ayrılan bölümle örtüşmeyen sürücü belgesinin aldatıcı özelliğinin bulunup bulunmadığı karar yerinde tartışılmadan, bilirkişinin bu yönde yeterli olmayan raporu ile hüküm kurulması’’nın yasaya aykırı olduğuna karar vermiştir.

 

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 20.6.2005 tarih 2003/171 sayılı kararında, “sahtecilik suçlarının öncelikle ve asıl bilirkişisinin mahkeme olduğu, belgelerdeki sahteciliğin kandırıcılık yeteneği taşıyıp taşımadığını, maddi ögeye göre belirlemek ve takdir etmek yetkisinin de hakime ait bulunduğu gözetilmeden, suça konu belge asılları duruşmaya getirilip incelemeden, suç konusu pasaportlarda değiştirilen fotoğraf üzerinde soğuk damga izinin bulunup bulunmadığı dahi anlaşılamayan yetersiz bilirkişi görüşü esas alınmak suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması” denilmiştir.

 

Ayrıca bu husus Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından verilmiş olan 13.10.1986 tarih ve 6- 210/ 440 sayılı kararda; “Sahtecilik suçlarına konu olan belgenin aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle duruşmayı yürüten ve bu konuda karar verecek hakimin yetki ve görevi içerisindedir. Hakim olayın ortaya çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alıp sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamadığını bizzat saptamalı ve sonuca göre belgelerde aldatma yeteneğinin olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.” şeklinde ifade edilmiştir.

 

Mahkemelerin çözümü teknik bilgiyi gerektiren konularda kanaatini oluşturmak için bilirkişiye başvurmaları yasanın gereği olup, bilirkişi tarafından düzenlenen raporu, olayın akışına, kanıtlara, kendi gözlemlerine ve dosya içeriğine göre değerlendirmeleri gerekir.[20] İğfal kabiliyeti ile ilgili bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra mahkemece bu konuda kesin bir kanaate ulaşılamaması halinde şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca sanık hakkında beraat kararı verilmelidir.[21] Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 29.1.1973 tarih ve 166/50 sayılı kararında bu durum; “Adli Tıp raporu kesin bir kanaat belirtmediği takdirde, ‘şüpheden sanık yararlanır kuralı’nca sanığın lehine hareket edilmeyip dosyada mevcut diğer bütün deliller göz önüne alınarak bir karar verilmesi gerektiği” şeklinde ifade edilmiştir.

 

Özetle, belgelerde aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri sahte belge ile doğrudan ilişki kuran mahkemeye ait olup herkese göre değişen ve nisbi bir kavram olan aldatma yeteneğinin takdiri bilimsel konuların dışında kalmaktadır. Dolayısıyla bilirkişi görüşü mahkemeyi aydınlatıcı ve mahkemeye yardımcı olacak görüş niteliğindedir.

 

Resmi belge devlet bürokrasisinin ürettiği bir belgedir. Bu nedenle her resmi belge kendisine dayanak olan bir ön düzenlemeye dayanır. Resmi belgenin varlığı ve geçerliliği için bu ön düzenlemeye uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Ön düzenleme, mevzuatın yanında uygulama ile belirlenen bazen emirlerin de söz konusu olabileceği fiili durumları da içerebilir.[22] Resmi kurumlar adına düzenlenen belgeler ile ilgili sahtecilik eylemlerinde mevzuat ile ilgili resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza vs gibi unsurların bulunup bulunmadığına bakılmalı, gerekirse bu konuda bilirkişi görüşüne başvurulmalıdır.[23]



[1] ERMAN, Sair; Sahtekarlık Suçları, Cilt 3, İstanbul 1987, s.350; BAKICI, Sedat; 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s.701

[2] TAŞDEMİR Kubilay, ÖZKEPİR Ramazan, Sahtekarlık Suçları, Ankara 2009, sf.108

[4] TOROSLU Nevzat, Ceza Hukuku Özel Kısım, Ekim 2005, Ankara, s. 214

[5] BAKICI, s.701

[6] TAŞDEMİR s. 108

[7] ERMAN, Sair; Sahtekarlık Suçları, Cilt 3, İstanbul 1987, s.350; BAKICI, Sedat; 5237 Sayılı Yasa Kapsamında Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s. 350

[8] http://www.tdk.gov.tr/TR/Genel/SozBul Erişim Tarihi:01.12.2011

[9] SOYASLAN, s.422

[10] ERMAN s.252

[11] ARTUK, Mehmet Emin; GÖKCEN, Ahmet; YENİDÜNYA, Caner; 5237 Sayılı Kanuna Göre Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7.Bası, Ankara 2007, s.398

[12] GÖKCEN,Ahmet; Belgede Sahtecilik Suçları;Turhan Kitapevi, Ankara 2010; s.85 atfıyla ERMAN/ÖZEK s.251

[13] MERAN s.264

[14] GÖKCEN s.85

[15] ARTUK/GÖKCEN/YENİDÜNYA s.399 atfıyla ERMAN/ÖZEK s.421

[16] TAŞDEMİR/ ÖZKEPİR s.16

[17] CGK 14.10.2003, 6-232/250; 6 CD 5.3.1991, 818/1803; 11 CD 22.01.2008, 8423/117

[18] Yargıtay 6 CD 31.5.1989 tarih ve 1910/5382 sayılı kararında; “ Tahrifatın çıplak gözle fark edilir nitelikte olması ve senedin tahrif edilmiş olmasının icra memurunu doğrudan doğruya ilgilendirmeyeceği, ancak itiraz halinde gereğine tevessül etmek zorunda olacağı dikkate alınarak, gerekli görüldüğü takdirde bilirkişi raporu da alınmak suretiyle objektif ölçülere göre değerlendirilmesi gerekirken icra memurunun senedi takibe almasına dayanılarak iğfal kabiliyetinin varsayılmasını” bozma sebebi yapmak suretiyle vurgulamıştır.

[19] ARTUK/GÖKCEN/YENİDÜNYA s.401

[20] TAŞDEMİR/ÖZKEPİR s.17

[21] ARTUK/GÖKCEN/YENİDÜNYA s.404

[22] SAVAŞ, Vural; MOLLAMAHMUTOĞLU, Sadık; Türk Ceza Kanununun Yorumu, Seçkin Yayınevi, Ocak 1995, s.2873

[23] TAŞDEMİR/ ÖZKEPİR s.17 ayrıca bkz: Yargıtay 6. CD 24.9.1986 gün ve 57556/8361 sayılı karar

 

 
free poker