Güncel Yargı Kararları

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Şikayet Ve Başvurma Hakkının Anayasa İle Tanınan Haklardan Olduğuna, Şikayet Ve Başvurma Nedeni İle Zarara Uğrayan Kişi Yararına Tazminata Hükmedilmesi İçin, Bu Hakkın Kötüye Kullanıldığının Tespiti Gerektiğine İlişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Anayasanın 36 ve 74. Maddelerinde Düzenlenen Şikayet Ve İhbar Hakkının, Hakkın Kullanılması Nedeniyle Hukuka Uygunluk Hali Olduğuna İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Devamını oku...
 

Davacının Maddenin Yürürlüğe Girdiği Tarihte Sözleşmeli Personel Olarak Çalışması Gerektiğine, İstihdam Edilmiş Olsa Bile Çalışmaya Başlamadığından Davacının Kadrolu Memur Statüsüne Geçirilme Talebinin Reddi Gerektiğine İlişkin Danıştay Kararı

Devamını oku...
 

Tarım Bağ Kur Sigortalılığının Tespitinde; Sigortalılık İradesini Ortaya Koyacak Başvuru Prim Ödemesi, Ürün Satışı veya Prim Tevkifatı Bulunup Bulunmadığının ve Diğer Araştırmaların Yapılması Gerektiğine İlişkin Yargıtay Kararı

Devamını oku...
 
Bütün Kararlar

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

Sanığın İsnat Edilen Suçları İşlediğine İlişkin Kuşku Sınırlarını Aşan Kesin ve İnandırıcı Kanıtlar Elde Edilemediğinden Kuşku Sanık Lehine Yorumlanır İlkesi Uyarınca Sanığın Beraetine Karar Verilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2005/5-39

K. 2005/96

T. 12.7.2005

DAVA : Sanık Okyay G.'in değişen suç vasfı uyarınca iki ayrı mağdura yönelik rüşvet almak, üç ayrı mağdurdan ise rüşvet almaya eksik teşebbüs etmek suçlarından, TCY.nın 212/4, 61 ve 219/3. ( üç kez )212/4 ve 219/3 ( iki kez ), TCY.nın 71 ve 72. maddeleri uyarınca sonuç olarak 3 yıl 25 ay 10 gün ağır hapis ve 780.447.582 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Yasanın 219/son maddesi uyarınca 5 kez müebbeten memuriyetten mahrumiyetine, kararın infazına başlandığında yatırdığı nakdi kefaletin iadesine, sanık Bekir Kenan'ın ise isnat edilen suçlardan beraatine, şikayetçiler Fatih Mehmet E. ve Ethem K. haklarında TCY.nın 213/2. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere suç ihbarında bulunulmasına, ilişkin İskenderun Ağır Ceza Mahkemesince verilen 19.4.2001 gün ve 216-94 sayılı hüküm, O Yer C.Savcısı ve sanık Okyay G. vekilleri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 23.10.2002 gün ve 3838-6710 sayı ile;

"... Bekir Kenan hakkındaki hükmün ONANMASINA,

Sanık Okyay G. hakkındaki hükmün ise;

"Müştekiler Behçet H., Mehmet M. ve Ercan K.'in ameliyat yapmak için sanık doktorun para istediğine, müşteki Fatih Mehmet E. ve Ethem K.'ın da istenen bu parayı sanığa verdiklerine dair beyanlarına itibar edilerek hükümlülük kararı verilmişse de, adı geçen müştekilerin aradan 1, 5 ila 11 ay gibi bir süre geçtikten sonra sanığın eşinin çalıştırdığı eczane ile kendi eşinin işlettiği eczane arasında rekabet bulunan ve daha önce de sanığı şikayet ettiği söylenen Muammer Özgüngördü'nün telkin ve yönlendirmesi hatta bir kaçının dilekçelerini de yazması suretiyle şikayette bulunması, dinlenen tanıkların da müştekilerin yakınları olup onların beyanlarına şahitlik yapması ve verdiği iddia edilen paralar belgelendirilmediği gibi ele de geçmemiş olması karşısında, atılı suçları işlemediğini ileri süren sanığın savunmasının aksini kanıtlamaya ve cezalandırmaya yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığının gözetilmemesi,

Kabule göre de;

Sanığın müştekiler Behçet H., Mehmet M. ve Ethem K.'dan sağladığı yararların pek hafif nitelikte olduğunun nazara alınmaması... " isabetsizliklerinden BOZULMASINA,

Karar verilmiştir.

Kabule göre yapılan bozmaya uyarak, gereğini yerine getiren Yerel Mahkeme, 6.5.2003 gün ve 523-127 sayı ile;

"... Sanığın görevlisi bulunduğu İskenderun Devlet Hastanesinin, müştekilere ait tıbbi belgeleri, müştekiler ve tanıklar Hayrettin H., Iraz K., Sabiha E., Emine K., Nurgül K. ve Garip Şandır'ın aşamalarda değişiklik göstermeyen beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, aralarında çeşitli nedenlerle rekabet bulunan kişilerin birbirine asılsız yere suç atacağı dolayısıyla iftira atacağı kabul edilemez. Birinin suç işlemesi halinde, diğerinin kendisini ilgilendirmese de, aralarındaki rekabet nedeniyle duyarsız kalması beklenemez. İhbarcı Muammer Özgüngördü'nün, eşinin eczanesinden ilaç almaya gelen vatandaşlardan, muayeneleri esnasında muhatap kaldıkları haksız talepleri öğrenmesi hayatın olağan akışına uygundur. Şikayetçilerin ifadelerinin kanıtlarından sayılan tıbbi belgelere göre, şikayetçiler, sanığın uzmanlık alanı olan, böbrek ve idrar yolları rahatsızlıkları nedeniyle muayene olmuşlardır. İhbarcı Muammer Özgüngördü dışında, diğer şikayetçi ve tanıklarla aralarında husumet bulunmamaktadır. Birbirinden bağımsız, farklı konumlardaki şikayetçi ve tanıkların tüm aşamalarda birbirini doğrulayan anlatımları ve tıbbi belgelere göre, sanığın rüşvet alma ve talep etmek suçlarının oluştuğu..." gerekçeleriyle ilk hükümde direnilmiştir.

Bu hükmün de, O Yer C.Savcısı ve Sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 2.11.2004 gün ve 144959 sayılı tebliğnamesi ile 5. Ceza Dairesine, Özel Dairece de, 24.2.2005 gün ve 8799-455 sayılı karar ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okunup, müzakere edildikten sonra, aşağıdaki karara ulaşılmıştır:

KARAR : Sanığın beş ayrı mağdura yönelik olarak, rüşvet almak ve rüşvet almaya eksik teşebbüste bulunmaktan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, kanıtların sanığın cezalandırılmasına yeterli bulunup, bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Şikayetçi Muammer Özgüngördü;

C.Savcılığında alınan 20.10.2000 tarihli beyanında; eşinin İskenderun'da eczacı olması ve sağlık çevresini yakından tanıması nedeniyle, zaman zaman devlet hastanesi başhekimi Dr. Okyay G. tarafından tedavi veya ameliyat edilmek için kendilerinden zorla para almaya çalışılan kişilerin, şikayet ettikleri taktirde tedavilerinin aksatılacağını düşündüklerinden sorunlarını kendisine açtıklarını, bu şekilde öğrendiği suiistimallerin şunlar olduğunu,

Behçet H. isimli şahsın, rahatsızlığı nedeniyle Dr. Okyay G.'e gittiğinde, kendisinden 300 Dolar istendiğini, kabul etmesi üzerine hastaneye 6.9.2000 tarihinde yatırıldığını, 200 Dolar ödediğini, geri kalanı ödeyemediği için hastaneye tekrar gidemediğini, başka bir doktora gittiğinde, alet kullanımı gerekmeyip, tedavisinin ilaçla yapılabileceğini söylediğini,

Mehmet M. isimli şahsın, Dr. Okyay tarafından muayenehanesine çağrılıp, ameliyat olması gerektiği, herkesten 350 milyon aldığı ancak kendisinden 200 milyon alabileceği, ameliyat olmazsan böbreklerin çürür diyerek, ameliyata ikna edilmeye çalıştığı, ancak şahsın korktuğu için ameliyat olmadığını,

Ercan K. isimli şahıstan, resmi sevki olduğu halde, 120 milyon istendiği, parası olmadığını söylenince, ameliyat edemeyeceğini, nasıl olsa eline düşeceğini söylediğini, bu nedenle şahsın İskenderun'da değil, Balcalı'da ameliyat olduğunu,

Fatih E. isimli polis memurundan da, 110 dolar aldığı, ayrıca sevk kağıdı getirmesi söylenip, bu kişiye 290 milyon liralık tıbbi alet taktığı belirtilerek, Güven yada Hülya Medikal adına düzenlenmiş faturayı emniyet Müdürlüğüne ibraz ederek, bedelini tahsil etmeye çalıştığını,

Bağ-Kur'lu olan Menderes Ethem K. isimli şahıstan ameliyat için 250 dolar alındığını,

Belirtilen konularda, bizzat sağlık bakanına iletilmek üzere şikayet dilekçe vermesine rağmen, dilekçenin Hatay Sağlık Müdürlüğüne gönderildiğini ve hiçbir işlem yapılmadığını öğrendiğini, bu nedenle C.Savcılığına şikayet dilekçesi vermek zorunda kaldığını, basını da bilgilendirdiğini, dertlerini anlatan vatandaşların yazılı beyanlarını aldığını, bazılarını sağlık bakanlığına gönderdiğini, bazılarını da ekte sunduğunu söylemiş, kendi el yazısı ile yazdığı şikayet dilekçesinde de aynı iddiaları yinelemiş, Fatih E.'in beyanlarını içeren el yazısı ile yazılmış iki sayfalık 29.5.2000 tarihli, Mehmet M.'un beyanlarını içeren bir sayfalık 29.5.2000 tarihli ve Ercan K.'in beyanlarını içeren bir sayfalık, 12.10.2000 tarihli beyanları 20.10.2000 tarihli dilekçe ekinde sunmuştur.

Duruşmada; Etem K. ve Behçet H. isimli şahısları tanımadığını, Mehmet M., Fatih Mehmet E. ve Ercan K.'i, eşine ait eczaneden alışveriş yaptıkları için tanıdığını, bu şikayetçilerin ameliyat için kendilerinden para talep edildiğini söylediklerini, gidin şikayetçi olun dediğini, Mehmet M.'nun benim adıma dilekçe yaz demesi üzerine söylediklerini zapta geçirdiğini, vatandaş olarak bu tür suçların takibinin gerektiğine inandığı için gerekli işlemleri başlattığını, daha önceki beyanlarını aynen tekrar ettiğini,

Şikayetçilerin, iyi cümle kuramadıklarını söyledikleri için, arzuhalci gibi dediklerini yazdığını, daha sonra bu yazılanları C.Savcılığına bizzat verdiğini, ayrıca sanıklardan Okyay G.'in eşi ile kendi eşinin eczacı olduklarını, eczaneleri arasında sadece iki dükkan bulunduğunu, eczanede sürekli eşinin durduğunu, kendisinin de yardımcı olduğunu,

Beyan etmiştir.

Behçet H. tarafından C.Savcılığına verilen 20.10.2000 tarihli şikayet dilekçesinde; 5.9.2000 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesi başhekimi Okyay G.'in muayenehanesine idrar yollarındaki rahatsızlığım nedeniyle gittim, röntgenlerimi çektikten sonra, idrar yollarımdan tıkanıklık olduğunu, aletle açması gerektiğini, aletin 300 dolar olduğunu söyledi, beni hastaneye yatırdı, işlemleri bitirdikten sonra para bulmak için beni eve gönderdi, 200 dolar buldum, ancak gerisini tamamlayamadım, bu nedenle hastaneye dönemedim, tavsiye üzerine bir başka bevliye uzmanına götürüldüm, yaptığı tetkiklerde, ilaçla tedavi olabileceğimi söyledi, nitekim kullandığım ilaçlarla rahatsızlığım geçti. Benden sırf para almak için, Amerika'dan getirdiği aleti kullanacağını söyleyerek, 300 dolar isteyen, sağlığımı ve hayatımı riske atan, başhekim hakkında gerekli yasal işlemin yapılmasını istiyorum, şeklinde beyanda bulunmuş

C.Savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde; Benzer anlatımlarda bulunarak, konuşmalar esnasında yanında dayısının oğlu Hayrettin H.'ın bulunduğunu, sanıktan şikayetçi olduğunu söylemiştir.

Duruşmada, benzer anlatımlarda bulunarak, para istenmesinden yaklaşık 15 gün sonra C.Savcılığına gelerek ihbarda bulunduğunu, başkalarından da para istendiğini duyduğundan ihbarda bulunma gereği duyduğunu, yönlendiren veya talimat veren olmadığını, ilk gittiğinde Okyay G.'in kartını verdiğini, 15 milyon muayene ücreti ödediğini, hazırlık sırasında gerek görmediğinden bundan bahsetmediğini,

Tanık Hayrettin H. aşamalarda saptanan beyanlarında benzer şekilde;Behçet H., halamın oğlu olur, Eylül ayında rahatsızlandı, durumu ciddi olduğu için kendisine refakat ediyordum, daha önce Okyay G.'in muayenehanesine gittiğini, kendisini hastaneye çağırdığını, Okyay G. filmleri gördükten sonra, hastanın bir böbreğinin çalışmadığını, ameliyat olması gerektiğini, maliyetinin 300 dolar olduğunu, Adana'ya gidecek olursa, 700 dolara yapılabileceğini, kendisini özel bir aletle yapacağını söyledi, bunun üzerine kendisine inanıp, hastaneye yatırdık, yatış işlemlerini yaptık, bu arada Behçet H. para bulmak için çalışıyordu, kardeşi ile görüşmüş, ameliyattan vazgeçmişler ve hastaneden ayrılmış, aralarında para diyaloğu geçtiği sırada yanlarında idim, daha sonra kardeşi ile olan konuşmaları görmedim, fakat dışarıdan duydum, hatta daha sonra, başka bir doktora gidip, ilaç tedavisi ile iyileştiğini biliyorum demiştir.

Şikayetçi Fatih Mehmet E. ( Polis Memuru ); Muammer Özgüngördü'nün 20.10.2000 tarihli şikayet dilekçesi ekinde sunulan 29.5.2000 tarihli yazılı beyanında; 1999 yılının Ramazan ayından bir hafta önce Devlet Hastanesi Bevliye servisine gidip, Dr. Okyay G.'le görüştüm, muayenehanesine gelip, görüşmemizi söyledi, muayenehanesinde polis olduğumdan az para alacağını söyleyerek, 110 dolar istedi, idrar yollarımdan rahatsız olduğumdan kabul ettim, ertesi günü Devlet Hastanesinde ameliyat etti ve benden 110 dolar aldı, daha sonra birisi telefonla aradı, kim olduğunu sorunca, Okyay G.'in adamı olduğunu, Medikal şirketinden aradığını, 1 fotoğraf ve vizite kağıdı gerektiğini söyledi, götürüp verdim, daha sonra açılan telefonda ise, bir fatura olduğunu, bunu lojistik şubeye vererek tahsil etmem istendi, fatura tutarı 290 milyon lira idi, bu faturayı neden kestiklerini sorduğumda, ameliyatım nedeniyle İstanbul'dan getirilen parça bedeli olduğu söylendi, bir gecede İstanbul'dan parça gelemeyeceğini, ayrıca parça da takılmadığını söyleyerek itiraz ettim, telefonu kapattım, bir daha bu konuyla ilgili aranmadım, hastanede rastladığım doktora konuyu sorunca cevap vermeden uzaklaştı, Emniyet müdürlüğündeki arkadaşları uyararak, böyle bir fatura geldiğinde bedelini ödememelerini istedim, aynı doktorun, idrar yollarında taş bulunan ve sebze halinde çalışan Mehmet isimli şahıstan da, ameliyat olması gerektiğini söyleyerek, para istediğini duydum, kendisini bu işten vazgeçirdim, şahıs kendi kendine taşı düşürdü demiş,

C.Savcılığında saptanan 20.10.2000 tarihli beyanında; benzer anlatımda bulanarak, Okyay G. benden 110 dolar istedi, sancıdan kıvranıyordum, ertesi gün ameliyat edince, 110 dolar karşılığı 54 milyon tutmasına rağmen 50 milyon lirayı eşimle gönderdim, ayrıca sebze halinde çalışan Mehmet isimli arkadaşım idrar yollarındaki taştan dolayı Okyay G.'e muayene olduğunu ve kendisinden 200 milyon ameliyat parası istendiğini söyledi, doktor, ameliyat olmaması halinde böbreğinin çürüyeceğini ve 3 ay içinde öleceğini söylemiş, kendisine doktora inanmamasını, bu kişinin benden de para aldığını söyledim, zor durumumdan yararlanarak benden ameliyat için para alan doktordan devlet memuru olması nedeniyle şikayetçi değilim demiş,

Sulh Ceza Mahkemesinde; doktorun, idrar yollarından enfeksiyon olduğunu, böbreklerinde bulunan taşı almalarının zor olduğunu, ameliyat olması gerektiğini, malzeme parası olarak 110 dolar verirse bu işin olacağını, vermezse Balcalı'ya sevk edeceğini, orada iyice rahatsız olup, ölüp gideceğini söylemesi üzerine, teklifini kabul etmek zorunda kaldığını söyleyerek, diğer gelişmeleri benzer şekilde anlatmış, olayı eşine ve kendisi gibi rahatsız olan Mehmet M.'na anlattığını, doktordan tedavisini yapması ve devlet memuru olması nedeniyle şikayetçi olmadığını söylemiş,

Duruşmada da benzer şekilde beyanda bulunmuş,

Sorulması üzerine, Muammer Özgüngördü'nün hemşehrisi olması nedeniyle gerekli ilaçları eşinin eczanesinden aldığını, kendisi ile sık sık görüştüğünü, bir gün eczaneye gittiğinde, doktorların ameliyat parası aldıkları konusunun konuşulduğunu, kendisinin de, polis memuru olduğum halde ben de para verdim demesi üzerine, Muammer'in, neden şikayetçi olmuyorsun diyerek, beyanlarını kağıda yazdığını, baygın olduğundan alet takılıp takılmadığını bilmediğini, ancak vücudunda alet takıldığına ilişkin bir emare bulunmadığını, ameliyatının Okyay G. tarafından yapıldığını, yanında diğer sanığın da bulunduğunu, ameliyattan sonraki işlemleri Bekir Kenan'ın yaptığını, Mehmet M.'dan alışveriş yaptığını, bir gün yanına gittiğinde acılar içinde kıvrandığını görünce, durumu sorduğunu, böbreklerinde taş olduğunu söyleyen Mehmet, tedavi için Okyay G.'e gittiğinde kendisinden 200 milyon lira istendiğini, bu nedenle ameliyat olamadığını söyleyince, bunun üzerine bu kadar paraya gerek yok, greyfurt satıyorsun, suyunu iç iyileşirsin dediğini, onun da bunu uyguladığını, eczaneye gittiğinde konuşanlar arasında Mehmet M.'nun da bulunduğunu, ifadelerin kendisi ile ilgili bölümünün bizzat kendisi tarafından yazıldığını, söylemiştir.

Tanık Sabiha E. C.Savcılığında; Fatih E. eşim olur, 1999 yılının Ramazan ayından bir hafta önce idrar yollarından rahatsızlandı, İskenderun Devlet Hastanesine gidip muayene olmuş, akşam eve geldiğinde ameliyat olması gerektiğini, Dr. Okyay G.'in ameliyatı yapacağını ve 50 milyon lira istediğini söyledi, ertesi sabah gidip ameliyat oldu, hastaneden çıktıktan sonra bana 50 milyon verip, Dr. Okyay G.'e vermemi söyledi, ben de parayı alıp Dr. Okyay G.'in, yazıhanesine götürüp verdim, Fatih E.'in eşi olduğumu, bu parayı kocamın gönderdiğini söyledim, şeklinde beyanlarda bulunmuş,

Diğer aşamalarda da benzer anlatımlarda bulunmuştur.

Mehmet M. Muammer Özgüngördü'nün 20.10.2000 tarihli şikayet dilekçesi ekinde sunulan, 29.5.2000 tarihli yazılı beyanında; sebze halinde manavım, idrar yollarımdan rahatsızlığım nedeniyle Devlet hastanesine gittim, başhekim Okyay G. beni muayene etti, muayenehanesine gelmemi istedi, ertesi gün gittim, birkaç sorudan sonra, ameliyat yapacağını, herkesten 340 milyon aldığını, ancak müşterek dostlarımız nedeniyle benden 200 milyon alacağını, ameliyat olmazsam böbreklerimin çürüyeceğini, böbrek değiştirmenin milyarlara patlayacağını söyledi, garantisi var mı diyince, %80 olduğunu söyleyerek iknaya çalıştı, korktum, ameliyat olmadım, kendi kendime taşı düşürdüm demiş,

C.Savcılığında saptanan beyanında; 2000 yılının Haziran ayında böbreklerimden rahatsızlanmıştım, İskenderun Devlet Hastanesine gidip muayene oldum, filmler çekildi, Okyay G. filmleri alıp muayenehanesine gelmemi istedi, odasına götürdüğümde bakmadı, tekrar aynı şeyleri söyledi, bunun üzerine muayenehanesine gittiğimde, böbreklerimde taş olduğunu, ameliyat olmam gerektiğini, bu işin maliyetinin 350 milyon lira olduğunu, ancak müşterek tanıdıklarımız nedeniyle 200 milyona yapabileceğini, ameliyat olmazsam böbreklerimin çürüyeceğini söyledi, param olmadığını, düşünmem gerektiğini söyleyerek ayrıldım, bir kaç gün sonra, bana gelen arkadaşım Fatih E.'e rahatsızlığım ve doktorla aramızda geçenleri anlatınca, Fatih, aynı doktorun kendisini de muayene ettiğini, para almak için bu şekilde davrandığını, inanmamamı greyfurt suyu içersem taşları düşürebileceğimi söyledi, doktora daha sonra gitmedim, hatta bu sayede taşları düşürdüm, ameliyat için benden para isteyen doktordan şikayetçi değilim, Fatih, doktora ne kadar para verdiğinden bahsetmişti ancak şu an hatırlamıyorum biçiminde açıklama yapmış.

Sulh Ceza Mahkemesinde; benzer anlatımda bulunarak, Fatih'in aynı doktorun kendisini 7-8 ay önce ameliyat edip, 50 milyon lira aldığını, kendisinin de ameliyata karar vermesi halinde, doktorun istediği parayı almadan ameliyat etmeyeceğini bildiğini, para vermekten kurtulduğu için şikayetçi olmadığını söylemiştir.

Duruşmada, benzer anlatımda bulunarak, 29.5.2000 tarihli ifadesinin Muammer Özgüngördü tarafından yazıldığını belirtmiştir.

Şikayetçi Ercan K., Muammer Özgüngördü'nün 20.10.2000 tarihli şikayet dilekçesi ekinde sunulan, 12.10.2000 tarihli yazılı beyanında; Petrol ofisinde çalıştığını, resmi sevkle Devlet Hastanesine geldiğini, başhekim Okyay G.'in, ameliyat olması gerektiğini söyleyerek, 120 milyon lira istediğini, parası olmadığını söyleyince, ameliyatına girmem, nerede ameliyat olursan ol, nasıl olsa eline düşeceğini söylediğini, Balcalı'da ameliyat olduğunu, söylemiştir.

C.Savcılığında saptanan beyanında; Petrol Ofisi Bölge müdürlüğünde memur olarak çalışıyorum, 2000 yılı Şubat ayında, böbrek rahatsızlığı nedeniyle sevkli olarak İskenderun Devlet hastanesi Üroloji servisine gittim, Dr. Bekir Kenan muayene etti, ertesi gün gel yatışını yapalım, ameliyat olacaksın dedi, ertesi gün gidip yatışımı yaptım, serviste pijama ile dolaşırken Dr. Bekin Kenan'ı gördüm, ameliyat sıramın ne zaman geleceğini sordum, git Okyay beyle görüş dedi, başhekim Okyay G.'in odasına gittiğimde ameliyat için 120 milyon lira istedi, resmi sevkli memur olduğumu, masrafların kurumum tarafından karşılandığını, bu paranın ne parası olduğunu sorunca, ameliyat sırasında üzerinin kirlendiğini, bu parayı ona karşılık aldığını söyledi, cebimde sadece beş milyon olduğunu söyleyince, bu parayı getirmezsen ameliyatını yapmayız dedi, ben de üst kata çıkıp durumu eşime anlattım, o arada koridorda tesadüfen işyeri hekimimiz Bedi Kurt ile karşılaştım, tanıyıp sorunca, durumu anlatarak Okyay G.'in 120 milyon lira istediğini, paramın olmadığını söyleyince, gidip, tekrar konuşup, durumumu anlatmamı istedi, gidip görüştüm, bunun üzerine, madem memursun, sevk evrakın var, durumun iyiymiş senden 60 milyon alalım dedi, veremeyeceğimi söyleyince, parayı bul da gel, parayı getirmezsen ameliyatın yapılmaz dedi, eşime durumu anlatıp hastaneden ayrıldık, daha sonra Adana'ya gidip, bir doktorla görüştüm, sevkli geldiğim taktirde ameliyatımın yapılacağını söyledi, tekrar sevk yaptırmak için İskenderun Devlet Hastanesine geldim, Okyay G., ne yaptığımı sorunca, durumu anlattım, ameliyatı nerede olursan ol, elime yine düşersin dedi ve sevk evraklarımı imzaladı, Adana'ya gidip ameliyat oldum, başıma gelenler zoruma gittiği için Muammer Özgüngördü'ye anlattım, el yazısı ifadem bana aittir, şahsi şikayetim yoktur, ancak vatandaşlık görevini yerine getirmek amacıyla olayı anlattım, şeklinde beyanda bulunmuştur.

Sulh Ceza Mahkemesinde, benzer anlatımda bulunarak, başına gelen bu olaydan, ameliyatını yapan Dr. Bülent, eşi ve hastanenin karşısındaki Tuğba eczanesinin sahibi Muammer Özgüngördü'ye bahsettiğini, onların yaşadıklarına şahit olduğunu söylemiştir.

Duruşmada; Benzer anlatımda bulunarak, Balcalı'ya iki kez sevkinin yapıldığını, ilk sevkinin Adana'ya, Dr. Kenan tarafından, ikinci sevkinin ise Okyay G. tarafından doğrudan Balcalı'ya yapıldığını, İskenderun Devlet Hastanesine 2000 yılı şubat aylarında gittiğini, Eylül veya Ekim aylarında Muammer Özgüngördü'nün eczanesine gittiğinde, mahalli gazetelerden birinde Okyay G.'le ilgili yazı gördüğünü, hastaneye gittiğinde kendisinden de para istendiğini söylemesi üzerine Muammer'in sen de dilekçe yaz savcılığa ver, bu tür şikayet dilekçelerini topluyorum Savcılığa vereceğim dediğini, kendisinin söylediklerini Muammer'in yazdığını, söylemiştir.

Tanık Iraz K. C.Savcılığında; Ercan K.'in eşi olduğunu, eşinin 2000 yılı Şubat ayında rahatsızlandığını, muayene eden doktorun ameliyat olması gerektiğini söylemesi üzerine, üroloji servisine yatırarak, yanında refakatçi kaldığını, eşinin başhekimin yanına gidip görüştüğünde, kendisinden ameliyat için 120 milyon lira istendiğini kendisine söylediğini, durumları uygun olmadığından bu parayı veremediklerini, eşinin başhekime gidip durumu tekrar izah etmesi üzerine, 60 milyon lira istendiğini, bu parayı veremediklerinden yatış işlemleri yapılmasına rağmen, ameliyat olmadan hastaneden çıktıklarını, eşi başhekimle görüştüğünde, kendisinin odada beklediğini, ancak konuşulanları kendisine anlattığını söylemiş, diğer aşamalarda da benzer anlatımlarda bulunarak, olayların gelişimini eşinden naklen anlatmıştır.

Tanık Bedi Kurt C.Savcılığında;İskenderun Devlet Hastanesinde genel cerrahi uzmanı olarak görev yaparım, aynı zamanda Petrol Ofisi İskenderun Bölge Müdürlüğünde işyeri hekimi olarak çalışıyorum, Ercan K. isimli şahsı, burada memur olması nedeniyle tanırım, böbrek rahatsızlığı nedeniyle kendisini birçok kez Devlet Hastanesi Üroloji bölümüne sevk ettim, birkaç kez de dahiliye servisine sevk ettim, bir ara devlet hastanesinde tedavi oldu, daha sonra Adana'ya gidip, orada tedavi veya ameliyat oldu, devlet hastanesinde kendisiyle birçok kez karşılaştım, bana başhekimin ameliyat yapmak için para istediği yolunda bir söz söyleyip, söylemediğini hatırlamıyorum, üzerinden oldukça zaman geçmişti, bahsettiğim kişi ile defalarca hastane koridorunda ya da üroloji servisinde karşılaştım, böyle bir diyalog geçip geçmediğini hatırlamıyorum demiş,

Duruşmada; önceki beyanına benzer anlatımda bulunarak, her uzman doktorun ayrı servisi olduğunu, para istenmesi durumunda diğer servise giderek, muayene veya ameliyat olma imkanının bulunduğunu, hastanın manevi cebir altında kalmasının söz konusu olmadığını söylemiştir.

Şikayetçi Ethem K., C.Savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde 30.10.2000 tarihli beyanlarında, kızım Nurgül K. 2000 yılı ocak ayı başlarında rahatsızlandı, İskenderun Devlet Hastanesi Acil servisine götürdüm, Dr. Bekir Kenan muayene etti, film çektirdi, filmleri ve tetkikleri Okyay beyin görmesi gerektiğini söyledi, evrakları alıp başhekimin yanına gittim, kızımın böbreklerinin çürüdüğünü, ameliyat olması gerektiğini söyledi, saat 13.30 da muayenehaneme gel diyerek kartını verdi, öğleden sonra kızım ve eşimle muayenehanesine gittim, ameliyat olması gerektiğini söyleyerek, 250 dolarını alırım dedi, maddi durumumun iyi olmadığını, Bağ-Kur'lu olduğumu söylediysem de, 250 dolardan aşağı olmaz, kabul ediyorsan yatır, etmiyorsan yatırma dedi, param olmadığı için başhekimi tanıyan Garip Şandır'ı aradım, durumu anlattım, görüşeceğini söyledi, illa parayı istediklerini, yoksa ameliyat yapmayacaklarını, en fazla Adana'ya sevk edeceklerini söyledi, acil olduğu için hastaneye yatırdım, 13 Ocak 2000 günü ameliyat oldu, ameliyattan sonra 250 doları vermek için Okyay G.'in muayenehanesine gittiğimde, kendisi ile aynı muayenehanede ortak olarak çalıştıkları Bekir Kenan'a vermemi istedi, bende parayı ona verdim, Okyay G. ile pazarlık yaptığım esnada yanımda eşim ve kızımda vardı, onlarda bu olaya şahittir, ameliyat parasını Garip Şandır'dan borç aldım şikayetçiyim demiş,

C.Savcılığında 13.11.2000 tarihli beyanında, benzer anlatımlarda bulunarak, parayı bana verdikleri kartlarda yazan adrese götürdüm, Dr. Bekir Kenan vardı, kızımı birlikte ameliyat ettikleri için beni tanır, kendisine 250 doları, Okyay beyin ameliyat parası olduğunu söyleyerek, Okyay beye verilmek üzere parayı verdim, hiç bir şey sormadan aldı, eski ifademi tekrar ederim, sanıklardan şikayetçiyim demiş,

Duruşmada; Benzer anlatımlarda bulunarak, ifadesinde adı geçen Garip Şandır'ın, adını Muammer'e vermesi üzerine, Muammer'in kendisini aradığını, eczanesine gittiğinde şikayetçi olmasını istediğini söylemiştir.

Tanık Emine K. C.Savcılığında, Ocak ayında kızım rahatsızlandı, Bekir Kenan muayene etti, filmlerimiz ile başhekime göndererek görmesi gerektiğini söyledi, başhekim Okyay G. bizi muayenehanesine çağırdı, muayenehanesinde eşim ve kızımın bulunduğu ortamda, kızımın böbreklerinin çürüdüğünü, ameliyat olması gerektiğini, bu iş için 250 dolar alacağını söyledi, eşim durumlarının uygun olmadığını söyleyince, 250 dolardan aşağıya olamayacağını, karar verdiyseniz hemen yatırmamızı söyledi, acil olduğu için hastaneye yatırdık, eşim para miktarını düşürmek için bir tanıdığı araya koydu, ancak düşüremedi, Garip isimli bir dostundan aldığı parayı ameliyattan sonra götürüp muayenehanesinde Dr. Bekir Kenan'a vermiş, bunu bana söyledi şeklinde beyanda bulunmuş,

Diğer aşamalarda da, benzer anlatımda bulunarak, eşinin daha önce parayı bizzat Okyay G.'in devlet hastanesindeki odasına götürdüğünü, ancak doktorun, parayı Bekir Kenan'a götürüp vermesini söylemesi üzerine, Bekir Kenan'a verdiğini söylemiştir.

Tanık Nurgül K., aşamalarda Annesi Emine K.'ın anlatımlarına benzer şekilde beyanda bulunmuştur.

Tanık Garip Şandır, C.Savcılığında ve Sulh Ceza Mahkemesinde; Menderes lakaplı Ethem K. işlettiğim petrol istasyonuna bazen gelir yardım eder, mağdur bir insandır, kış aylarında gelip, kızının ameliyat olacağını ancak başhekim Okyay G.'in ameliyat için 250 dolar istediğini, tanıdığım olması nedeniyle görüşüp, bu miktarı indirip indiremeyeceğimi sordu, aradım, hastaya parça takılacağını, bunun devlet tarafından karşılanmadığını söyledi, mağdur olduklarını, 150 dolarla yapılıp yapılamayacağını sordum, aşağı olamayacağını söyledi, Ethem'e durumu anlattım, benden 250 dolar borç aldı, daha sonra kızını Okyay G.'e ameliyat ettirdi, demiş, duruşmada da benzer anlatımlarda bulunmuştur.

Sanık Okyay G., müdafiileri hazır olduğu halde C.Savcılığında saptanan beyanında; 22 Mayıs 1999 tarihinde İskenderun devlet hastanesinde başhekim olarak göreve başladım, daha önceleri aynı hastanede üroloji uzmanı olarak görev yapmaktaydım, 18 Nisan 1999 seçimlerinde, aday adayı olduğum için, üç ay kadar önce yasal süresi içinde istifa ettim, bu süre içerisinde aktif bir şekilde hekimlik yapmadım, seçimlerden sonra görevime geri dönüp, başhekim olarak göreve başladım, aynı yılın Haziran yada Temmuz ayında muayenehanemi tüm mefruşatıyla yeni atanan Bekir Kenan'a devrettim, aynı yerin bitişiğinde bulunan 20 m2.lik bir yeri büro olarak kullanmaya başladım, hatta Bekir Kenan'a, ihtiyacı olduğunda serum takmak için büromu kullanabileceğimi söyledim, işlerimin yoğunluğu nedeniyle öğle yemeklerinde bile hastaneden çıkamıyordum, başhekimlik görevine başladığımda döner sermaye 700 milyar civarında borçluydu, yıllardan beri İskenderun'da çalıştığım için, durumu tanıdığım eşrafa anlatıp, hastaneye yardım sağlamaya çalıştım, İDÇ. Genel Müdürüne, elektrik tesisatı ve dış cephe sıvasını yenilettim, İskenderun belediyesinde makine desteği gördüm, bu şekilde su sorununu çözdüm, hastaneye karo döşettim, bahçe tanzimini yaptırdım, bu şekilde hastanenin iç dış tüm ihtiyaçlarını kişisel ilişkilerimle giderdim, resmi ödeneklerle sadece poliklinik ve labratuvar bölümü yapıldı, hastanedeki aksaklıkları giderip, döner sermayeyi 2000 yılına 100 milyar alacakla geçirdim, aynı şekilde Hastaneyi Yardımlaşma ve Güzelleştirme derneğinin de gelirlerini arttırıp, hastaneye pikap, bilgisayar ve büro malzemeleri aldırdım. İşlerim çok yoğun olduğundan, özel hasta bakacak zamanım olmadı, İskenderun'da yaklaşık 25 yıl hekimlik yaptığım için tanıdıklarım muayene için başvuruluyordu, Dr. Bekir Kenan'ın da işleri yoğun olduğunda, Çarşamba günleri poliklinik yapıyordum, bazen de bana gelen hastaları Bekir Kenan'a gönderiyor, hasta tanıdığım ise film ve tetkiklerini görmek için istiyordum, Dr. Bekir Kenan yeni uzman olduğu için cerrahi müdahale gereken hastalarda, operasyonlarda benimle fikir alışverişi yapar, daha önceden yapmadığı ameliyatları bana sorar, ameliyata birlikte girip yardım etmemi isterdi, kendisine yardım ederdim. Lokal anestezi ile yapılan küçük ameliyatlarda, muayene yaptığım hastaları, kendim hastaneye yatırıp, ameliyatını yaptığım da oluyordu, ameliyat sırasında solunan halaton gazı beni kronik hepatit hastalığımdan dolayı etkilediği için genellikte genel anestezi ile yapılan ameliyatlara girmekten kaçınırdım. Bu tür ameliyatlarda Dr. Bekir Kenan hastayı uyuttuktan sonra beni çağırır, ondan sonra yardım ederdim, hasta narkozdan çıkmadan ameliyathaneden ayrılırdım, muayene ettiğim kişilerden, çeşitli nedenlerle ameliyatını Dr. Bekir Kenan'ın yapmasını istediğim de olmuştur.

Behçet H.'ı tanımam, hastanede, yada muayenehanede muayene etmiş değilim, yatış ve tedavi evraklarında endoskopi ile tedavi edileceği yazılıdır ki, endoskopi ile müdahale genel anestezi altında yapıldığı için ve endoskopi konusunda fazla bilgim olmadığı için tedavi yapmış değilim.

Nurgül K.'ı ve babasını hatırlamıyorum, kartımı vermiş değilim, sekreterliğimde alınmış olabilir.

Ercan K.'i tanırım, sürekli rahatsızdır, birkaç kez muayene ettim, başhemşire yardımcımız Dilek Dalmış vasıtasıyla tanırım, böyle bir teklif sunmam düşünülemez, suçlamaları kabul etmiyorum.

Fatih Mehmet E.'i şahsen hatırlamıyorum, evraklara göre ameliyat sırasında Dr. Bekir Kenan'a yardım ettiğim hastalardan biridir. Hastaya parça takılıp, takılmadığı fotokopilerden anlaşılmıyor, gönderilen not yazısı Dr. Bekir Kenan'a aittir.Menfaat temin etmiş değilim.

Mehmet M. isimli hastayı tanımıyorum, reçetelerdeki yazı ve imzalar bana ait değildir. Kendisini muayene etmiş veya herhangi birşey istemiş değilim.Gelen birçok hasta benim telefon etmemle daha iyi bakılacağını düşündüğünden, birçok hastayı bu şekilde polikliniklere yönlendirdiğim olmuştur.

Sanık müdafilerine sorulduğunda, şikayetçilerden çoğunun, müvekkillerinin eşinin rakibi olan bir kişinin yönlendirmesi ile bu şekilde ifade verdiklerini, ayrıca basınla da arası iyi olmadığını, iddiaların soyut olduğunu söylemişlerdir.

Sulh Ceza Mahkemesinde; Önceki beyanlarını tekrar ettiğini, suçsuz olduğunu, şahsını hedef alındığını, iddia tarihlerinden 9-10 ay hatta 1 yıl geçtikten sonra hakkında şikayette bulunulduğunu, Tuğba eczanesinin sahibinin daha önceden de kendisi hakkında iki kez müfettiş getirttiğini, kendisine husumet beslediğini, incelemelerin hepsinden aklanarak çıktığını söylemiştir.

Duruşmada, suçlamaları kabul etmediğini, daha önceki savunmalarını aynen tekrar ettiğini, Ercan K.'den, el yazısı ile yazılmış yazının kendi tarafından yazılıp yazılmadığının sorulmasını istemiş,

Sorulduğunda; Ercan K., kendisinin söylediğini, Muammer Özgüngördü'nün yazdığını, altındaki imzanın kendine ait olduğunu söylemiştir.

Ek savunma hakkı verilip sorulduğunda, Muammer Özgüngördü'nün komplosunun kurbanı olduğunu, Fatih ve Mehmet M.'nun hemşehri olmaları nedeniyle birbirine destek verdiklerini, şahısların dilekçelerinin aynı gün aynı kişi tarafından kaleme alındığını, eşinin İskenderun'da eczacı olması ve şikayetçinin eşinin de yakın yerde eczacı olması ve ticari rekabet nedeniyle kendisine iftira atıldığını söylemiştir.

Beraat eden Sanık Bekir Kenan, C.Savcılığındaki beyanında; İskenderun Devlet hastanesinde haziran 1999'dan beri üroloji uzmanı olarak görev yapıyorum, Aralık 1999 tarihinde hastanede üroloji uzmanı olarak ben ve başhekim Dr.Okyay G. bulunuyordu, başhekim Okyay beyin idari işleri de bulunduğu için kendisi genellikle Çarşamba günleri, poliklinik yapıyor, kalan günlerde ben bakıyordum, Okyay G.'le poliklinik nöbetine ilişkin bir işbölümü listesi bulunsa da işin çokluğu ve mesleki dayanışma gereği fiilen uygulanamıyordu, Okyay G.'in ilçemiz Şehit Pamir Cad. Mavi Merkez işhanı numara 28, K. 1. daire 6. da bulunan işyerini İskenderun'a atamam yapılınca devraldım, maliyeden kaydını adıma yaptırdım, Okyay G., muayenehaneye ara sıra ziyaret için gelirdi, ayrıca yanımızda çalışan sekreterde, Okyay beyin, önceki sekreteri olduğu için benim olmadığım zamanlarda, muayenehaneye rahatlıkla girip çıkabiliyordu, fakat ben yokken Okyay G.'in muayenehanede muayene ve tedavi yapıp yapmadığını bilemiyorum, hastanede polikliniğimiz yoğun olduğu için, ayrıca Okyay G. makam odasında da tanıdığı veya kendisine gelen hastaları muayene edip, ilaç yazıyor olabilir. Çünkü her doktorun poliklinik defteri ayrıdır, her doktor muayene ettiği hastayı kendi poliklinik defterine kaydeder, Okyay G.'in zaman zaman kendi odasında muayene ettiği hastalara teşhis koyup, hastaneye yatırılması için bana gönderdiği olmuştur, bana gönderdiği hastaları tıbbi olarak takipleri gerekiyorsa, cerrahi müdahalelerin yapılması ve hastanın yataklı serviste takibinin yapılması amacıyla bana gönderirdi, ben de bu şekilde Okyay'ın, gönderdiği hastaları servise yatırırdım, mesleki dayanışma ve nezaket kuralları çerçevesinde baktığı hastayı teşhisini de bildirerek gönderir, ben de servise yatırırdım, talimatla servise yatırılan hastalar konusunda daha sonra tıbbi olarak, aramızda fikir alışverişinde bulunup, buna göre yapılacak tedaviye karar verirdik, bu uygulama sadece talimatla gönderilen hastalar için yaptığımız uygulamadır.

İlaç tedavisi kafi gelmeyip, ameliyat gerekenler için de durum aynıydı, bu nedenlerle bana gönderdiği ve ameliyatını benim yaptığım kişiler olmuştur, bunların kesin sayısını hatırlamıyorum, bu durumlarda bütün ameliyat tutanaklarına kendi adımı yazarım, ayrıca Okyay'ın bana bu kişiyi kendi servisine yatır, diye gönderdiği ve ameliyat edilmesini de benden rica ettiği hastalar olmuştur.Bunların da ismini hatırlamıyorum, hasta sahiplerini de tanımam.

Ercan K., Fatih Mehmet E., Nurgül K., Behçet H., Mehmet M. isimli hastaları tanımıyorum. Bu kişileri tedavi veya ameliyat etmiş olabilirim, çünkü üroloji polikliniğinde günlük ortalama 40 hastaya bakıyorum, ayrıca aylık 20 civarında ameliyat yapıyorum,

Fatih E.'i, Okyay G. ile ameliyat ettiğim evrak üzerinde görülüyor ise de, hatırlamıyorum, ancak fotokopisi gösterilen Ercan K., Fatih E., Nurgül K. ve Behçet H.'a ait tüm tıbbi evrak suretlerindeki imzalar bana aittir, içerikleri doğrudur.

Nurgül K. isimli hastanın babası Ethem K.'ın muayenehaneme gelip, Okyay G.'e verilmek üzere, 250 dolar verdiği iddiasını kabul etmiyorum, böyle bir şey olmadı, Ercan K. isimli hastayı, hastanenin servis koridorunda benimle yaptığı konuşmayı da hatırlamıyorum, böyle bir olay olmamıştır. Ercan K.'i soyadından dolayı hatırlıyorum, ancak aramızda böyle bir diyalog geçmedi, görsem tanıyıp, tanıyamayacağımı da bilmiyorum,

Okyay G. ile birlikte ameliyat etmiş olarak gözüktüğüm, yada Okyay'ın talimatıyla servise yatırdığım veya ameliyat ettiğim işlerden herhangi bir menfaat temin etmem sözkonusu değildir suçlamaları kabul etmem.

Okyay'ın da bu kişilerden, para alıp almadığını bilmiyorum.

C.Savcılığında; Okyay G.'in önceden endoskopi metoduyla ameliyat yapıp yapmadığını bilmiyorum, bana yardım ederdi, hepatit olduğundan, hastaya narkoz verilirken ameliyathanede uzun süre bulunmamaya çalışıyordu, Fatih E. isimli hastaya, gözlem tabelasındaki nota göre, balon dilatasyon kateteri ve basket kateteri takılmıştır, bu malzemeler hastanın kendisi yada kurumu tarafından karşılanır, şeklinde beyanda bulunmuş, diğer aşamalarda ise önceki beyanlarını tekrar ettiğini söylemiştir.

Tanık Hamit Saçar C.Savcılığında saptanan beyanında; İlçemizde yayınlanan Hatay'da Son Haber isimli gazetenin genel yayın yönetmeniyim, devlet hastanesinde meydana gelen bazı kanuna aykırı uygulamalarla ilgili çeşitli kaynaklardan ihbarlar geldi, ben de gazetede haber yaptım, Muammer Özgüngördü'de haber kaynaklarından bana ihbarda bulunan bir kişidir. Kamuoyunu aydınlatmak ve toplumun dikkatini çekmek için haber yaptım, bildiğim bundan ibarettir, demiş,

Duruşmada ise, olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını söyleyerek, önceki anlatımlarına benzer anlatımda bulunmuştur.

Savunma Tanığı Selda Günal duruşmada saptanan beyanında; 1, 5 yıl öncesine kadar, 8 yıl süreyle, Okyay G.'in muayenehanesinde sekreter olarak çalıştım, muayenehaneyi Bekir Kenan'a devredince, bu sefer Bekir'in yanında 1 yıl çalıştım, 2000 yılı Haziran ayında işten çıktım, muayenehane devredildikten sonra diğer sanık hiç burada muayene yapmadı, ancak zaman zaman dinlenme odasına gelip, çay kahve içtiği oluyordu, şeklinde beyanlarda bulunmuştur.

Savunma Tanığı Fuat Esmer ise duruşmada saptanan beyanlarında, İskenderun'da avukatlık yapıyorum, Okyay G.'i, uzun süredir, İskenderun'da hekimlik ve başhekimlik yapması nedeniyle tanırım, Muammer Özgüngördü'yü ise 1989 yılından bu yana tanırım, çocukları, çocuklarımla birlikte sınava hazırlık için ders alıyorlardı, benim evimde toplanılıyordu, şikayetçi bir gün çocuğunu almak için eve gelince tanışıp ahbap olduk, bir gün bana eşinin Devlet hastanesi yakınında eczacı olduğunu, aynı hastaneye yakın mesafede Okyay G.'in de eşinin eczanesi bulunduğunu, bu eczanenin gerek hastaneye yakın olması gerekse, başhekimin eczacının eşi olması nedeniyle müşterilerin önce sanık Okyay'ın eczanesine uğradıklarını, bu durumun haksız rekabete yol açtığını, bu hususları bizzat başhekimle görüştüğünü, eczanesini daha yakın bir yere taşıyacağını, apartmanın alt katının işyeri olarak kullanılması için ne gerektiğini sordu, kat maliklerinden izin alması gerektiğini söyledim, bu sorunu aşamadığı için bundan vazgeçti, sonraki tarihlerde Okyay G.'i zaman zaman şikayet ettiğini, hakkında soruşturmalar açıldığını haricen duydum, ismi geçen diğer şikayetçileri sonradan tanıdım, bir dönem bir partinin ilçe başkanlığını yapmam nedeniyle ve aramızdaki samimiyete binaen kendisine çok sayıda hasta gönderdiğim olmuştur, hiç bir ücret talep etmeden muayenelerini yapmıştır. Yine hastaların dışarıya gidip ameliyat parası ödememesi için tamirat sırasında dahi ameliyathaneyi sürekli açık tutmuştur. Muammer'i yakından tanırım, Okyay G.'e karşı düşünceleri hasmane idi demiştir.

Şikayetçilere yönelik tıbbi belgelerin incelenmesinde;

Behçet H.'ın, 6.9.2000 tarihinde Üroloji servisine yatırılıp, 8.9.2000 tarihinde taburcu edildiği, sağ süzmeyen böbrek teşhisi konduğu, muayene yapan doktorun Dr.Bekir Kenan olduğu, tıbbi müşahede ve muayene kaydında hasta endoskopi için gelmedi gıyabında taburcu edildi notunun bulunduğu,

Fatih Mehmet E.'in mesane taşı teşhisiyle 1.12.1999 tarihinde hastaneye yattığı, 2.12.1999 tarihinde cerrahi müdahale yapıldığı, cerrahi müdahale yapanların Okyay G. ve Bekir Kenan oldukları, 3.12.1999 tarihinde taburcu edildiği,

Mehmet M.'nun reçete fotokopilerine göre, 8.12.1999 günü 1743, 15.9.1999 tarih 1213, protokol numarasıyla Üroloji Uzmanı Bekir Kenan tarafından muayene edilerek, ÜRL. teşhisi konulduğu,

Ercan K.'in, 21.3.2000 tarihinde 1431 no ile hastaneye giriş kaydının yapıldığı, şikayetinin mesane taşı olarak belirtildiği, hasta tabelasına göre aynı gün çıkış yaptığı, Adana Devlet Hastanesine sevk edildiği, 21.3.2000 tarihinde İskenderun Devlet Hastanesince tetkiklerinin yapıldığı, doktorunun Op. Dr. Bekir Kenan olduğu,

Ethem K.'ın kızı Nurgül K.'ın, sağ üreter taşı teşhisiyle üroloji bölümüne 11.1.2000 tarihinde yatırıldığı, aynı gün akciğer grafisinin çekildiği, 12.1.2000 tarihinde ameliyata mani halinin olmadığı saptanarak, 13.1.2000 tarihinde cerrahi müdahale yapıldığı, 24.1.2000 tarihinde kısmen iyileştiği belirtilerek taburcu edildiği, belgelerde, yapılan işlemler ve kullanılan ilaçların ayrıntılı olarak belirtildiği, doktorunun Op. Dr. Bekir Kenan olduğu,

Anlaşılmaktadır.

Sanığın, 21.5.1999 tarihinden itibaren baştabip olarak görevlendirildiği, Bekir Kenan'ın ise 2.6.1999 tarihinde göreve başladığı,

Sanık Okyay G.'in, 26.7.1999 tarihinde özel işyerindeki doktorluk işini terk ettiği,

Gönderilen yazılardan saptanmıştır.

Bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Şikayet tarihi ile mağdurlar hakkında yapılan işlemler arasında hiç de makul sayılamayacak 1 ay 12 gün ile 11 ay arasında değişen sürelerin geçmesi,

Şikayetçi Muammer Özgüngördü ile sanık arasında, ikisinin de eşinin eczacı oluşundan kaynaklanan ticari rekabet bulunması ve tanık Fuat Esmer'in anlatımlarına göre, sanığa karşı davranışlarının hasmane olması, yine sanık hakkında gazetelerde çıkan haberlere kaynaklık etmesi, şikayetçiler, Fatih Mehmet E., Mehmet M. ve Ercan Kraker'in, şikayetçi Muammer'in yönlendirmesi ile C.Savcılığına ihbarda bulunmaları, ihbar dilekçelerinin dahi şikayetçi Muammer tarafından C.Savcılığına sunulması, şikayetçi Muammer Özgüngördü'nün sanık hakkında, daha önceden de çeşitli mercilere sanık hakkında şikayette bulunması, Ercan Kraker ve Mehmet M.'nun şikayet dilekçelerinin bizzat Muammer Özgüngördü tarafından yazılması, bizzat şikayetçi olan Behçet H.'ın dahi şikayet tarihinin diğer mağdurlara ait şikayet dilekçelerinin Muammer Özgüngördü tarafından C.Savcılığına verildiği günle aynı tarihi taşıması dinlenen tanıklardan, Hayrettin H.'ın, Behçet H.'ın halasının oğlu, Sabiha E.'in, Mehmet Fatih E.'in eşi, Iraz K.'in, Ercan Kraker'in eşi, Emine ve Nurgül K.'ın, Ethem K.'ın, eşi ve kızı olmaları ve beyanlarının gönderilen tıbbi belgelerle örtüşmemesi, yalnızca, Fatih Mehmet E.'in cerrahi müdahalesinin sanık Okyay G. ile Bekir Kenan tarafından yapılıp, diğer mağdurlara yönelik işlemlerin Dr. Bekir Kenan tarafından yapıldığının saptanması, yine aynı şekilde tanık Garip Şandır'ın anlatımlarının da, bu belgeler karşısında kuşkulu kalması, tarafsız tanık konumundaki Bedi Kurt'un da, Ercan K.'in iddialarını doğrulamaması, diğer yönden görevi suçla mücadele olan polis memuru Fatih Mehmet E.'in de, şikayetini yetkili mercilere iletmesi yerine, 11 ay sonra, aralarında ticari rekabet bulunan Muammer Özgüngördü vasıtasıyla C.Savcılığına intikal ettirmesi hususları ve somut bir kanıtın da ele geçirilemeyişi birlikte değerlendirildiğinde, sanığın isnat edilen suçları işlediğine ilişkin, kuşku sınırlarını aşan, kesin ve inandırıcı kanıtlar elde edilemediğinden, kuşku sanık lehine yorumlanır evrensel hukuk ilkesi uyarınca sanığın beraetine karar verilmelidir, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkümiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır.

Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan 6 Kurul üyesi, Yerel Mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğu yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 12.07.2005 günü yapılan müzakerede, tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi.

 
free poker